RAMS Banner
By using this site, you agree to the Privacy Policy and Terms of Use.
Accept
Emlak TelevizyonuEmlak TelevizyonuEmlak Televizyonu
  • Emlak Haberleri
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Emlak Rehberi
  • Künye
  • İletişim
Arama
  • Advertise
© 2022 Foxiz News Network. Ruby Design Company. All Rights Reserved.
Reading: Ev almak için çalışılması gereken süre 4 katına çıktı: Kapitalizm orta sınıfın sonunu mu getiriyor?
Share
Kayıt olmak
Bildiri Daha Fazla Göster
Font ResizerAa
Emlak TelevizyonuEmlak Televizyonu
Font ResizerAa
  • Emlak Haberleri
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Emlak Rehberi
  • Künye
  • İletişim
Arama
  • Emlak Haberleri
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Emlak Rehberi
  • Künye
  • İletişim
Mevcut bir hesabınız var mı? Kayıt olmak
Bizi takip edin
  • Advertise
© 2012 Emlak Televizyonu All Rights Reserved.
Emlak Televizyonu > Blog > Ekonomi Haberleri > Ev almak için çalışılması gereken süre 4 katına çıktı: Kapitalizm orta sınıfın sonunu mu getiriyor?
Ekonomi Haberleri

Ev almak için çalışılması gereken süre 4 katına çıktı: Kapitalizm orta sınıfın sonunu mu getiriyor?

Emlak Televizyonu
Son güncelleme: 11 Mayıs 2026 13:50
Emlak Televizyonu
Share
5 Min. Okuma
SHARE

“Büyük Mülksüzleşme: Soğuk Savaş Sonrası Refah Devletinin Çöküşü, Abonelik Ekonomisi ve Yeni-Feodalizmin Yükselişi Üzerine Bir Araştırma” başlıklı çalışma, küresel ekonomide yaşanan yapısal dönüşümü gözler önüne seriyor. Araştırmaya göre servet, belirli bir zümrenin elinde yoğunlaşırken sıradan bireyler için mülkiyet kavramı dijital lisans sözleşmelerine ve kira döngüsüne dönüşüyor.

REFAH DEVLETİ KAPİTALİZMİN DEĞİL SOĞUK SAVAŞ’IN ÜRÜNÜ

Araştırmada yer alan tarihsel verilere göre, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD ile Sovyetler Birliği arasında şekillenen Soğuk Savaş döneminde güçlü orta sınıf ve sosyal devlet uygulamaları, kapitalist sistemin doğal bir evrimi olarak değil, Soğuk Savaş’ın politik zorunluluklarının bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Savaşlar arası dönemde yaşanan krizlerin işçi sınıfı üzerindeki yıkıcı etkisi ve sosyalizmin artan cazibesi karşısında, refah devleti politikaları mülk sahibi sınıfların ödediği bir “stratejik prim” olarak devreye girdi. 1940’ların sonundan 1970’lerin başına kadar süren dönemde kamu konutları, evrensel sağlık ve eğitim hizmetleri sisteme entegre edildi.

ABD’de Dwight D. Eisenhower ve Richard Nixon gibi Cumhuriyetçi başkanlar dahi “garanti edilmiş asgari gelir” gibi Keynesyen müdahaleleri devlet politikası gündemine almak durumunda kaldı. Ancak 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bu zorunluluk ortadan kalktı.

NEOLİBERAL POLİTİKALAR VE GELİR UÇURUMU

1980’lerde başlayan neoliberal politikalarla devletin ekonomik hayattan çekilmesi ve kamu varlıklarının özelleştirilmesi hız kazandı. Dünya Eşitsizlik Raporu’nun (2018) verilerine göre 1980’den bu yana küresel gelirin en yoksul yüzde 50’lik kesimi büyümeden sınırlı pay alırken “küresel orta sınıf” olarak nitelendirilen kesim gelir kaybı yaşadı.

EV ALMAK İÇİN 4 KAT FAZLA ÇALIŞMA ZORUNLULUĞU

Araştırmanın en çarpıcı bölümlerinden biri, barınma hakkının finansal bir yatırım aracına dönüşmesine ilişkin verilerden oluşuyor. ABD’de 1985’te medyan konut fiyatı, medyan yıllık gelirin 3,5 katı düzeyindeyken, 2025 projeksiyonlarında bu oranın 5 kata yükseldiği belirtildi.

Daha çarpıcı bir veri ise çalışma saatleri üzerinden ortaya konuyor. Buna göre 1970 yılında asgari ücretle çalışan bir yurttaşın medyan bir evi satın alabilmesi için yaklaşık 14.937 saat çalışması gerekirken, 2024 yılında bu sürenin 57.931 saate yükseldiği ifade edildi. Bu da yaklaşık olarak 4 kat fazla çalışılması gerektiğini ortaya çıkardı.

Çalışma saatleri üzerinden yapılan analizler, barınma maliyetleri ile gelir düzeyi arasındaki makasın giderek açıldığını ortaya koyuyor. Bireysel alıcıların konut piyasasından dışlanmasında fiyat artışlarının yanı sıra kurumsal yatırımcıların etkisi de belirleyici oldu.

Blackstone gibi küresel finans kurumlarının 2008 krizinden bu yana on binlerce tek ailelik konutu portföylerine kattığına dikkat çekiliyor. Kent bilimci Joel Kotkin bu süreci “yeni-feodalizme giden yol” olarak tanımlıyor.

Türkiye’de de benzer şekilde hiper-finansallaşma ve enflasyonist baskılar nedeniyle büyükşehirlerde ortalama kira bedelleri, düzenli gelire sahip beyaz yakalıları dahi barınma güvenliği açısından zorluyor.

ARTIK HİÇBİR ŞEYE SAHİP DEĞİLSİNİZ

Mülksüzleştirme süreci fiziksel varlıklarla sınırlı kalmıyor, “abonelik ekonomisi” aracılığıyla dijital alana da yayılıyor. Hukuk ve teknoloji araştırmacıları Aaron Perzanowski ve Jason Schultz’a göre, dijital çağda satın alındığı düşünülen ürünlerin büyük bölümü aslında geçici lisanslardan oluşuyor.

Yazılımlardan otomobillerdeki donanım özelliklerine kadar birçok hizmetin aylık abonelik sistemine bağlanması, yurttaşların tasarruf kapasitesini azaltıyor ve sürekli bir ödeme yükümlülüğü yaratıyor.

Orta sınıf mülkiyet hakkını kaybederken, ultra zenginler fiziksel dünyada geniş ölçekli mülk edinimleri gerçekleştiriyor. Hawaii adalarındaki mülkiyet değişimi bu eğilime örnek olarak gösteriliyor.

Meta Platforms CEO’su Mark Zuckerberg’in Hawaii Kauai Adası’nda yaklaşık 2 bin 300 dönüm arazi satın alarak yer altı sığınağı inşa etmesi, Oracle Corporation Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’ın ise Lanai Adası’nın yüzde 98’ini satın alarak yerel altyapı üzerinde kontrol sağlaması bu sürecin parçaları olarak değerlendiriliyor. Bu edinimler, egemenliğin devletten özel şirketlere kaydığı “egemenliğin özelleştirilmesi” sürecinin göstergeleri arasında yer alıyor.

PİKETTY’NİN DENKLEMİ

Sürecin teorik çerçevesi, iktisatçı Thomas Piketty’nin “21. Yüzyılda Kapital” adlı eserinde yer alan (r > g) formülüyle açıklanıyor. Sermayenin getiri oranının (r), ekonomik büyüme oranından (g) yüksek olması, servetin üst gelir gruplarında yoğunlaşmasını kaçınılmaz kılıyor.

Emek gelirlerinin konut ve yaşam maliyetleri karşısında eridiği bu denklem, mülksüzleşmenin tesadüfi bir kriz değil, sistemin işleyişine içkin bir sonuç olduğunu ortaya koyuyor.

Araştırma, mülkiyetin dar bir elit grubun elinde toplanmasının, liberal demokrasinin temelini oluşturan “bağımsız yurttaş” kavramını zayıflattığını ve toplumu sosyal açıdan yeni-feodal bir yapıya doğru sürüklediğini belirtiyor.

You Might Also Like

Bakan Varank: Ankara’da ‘Sağlık Teknolojileri Vadisi’ kurma hedefimiz var
Fuzul Topraktan Ispartakule projesinin yüzde 70’i iki saat içinde satıldı
Rize-Artvin Havalimanında 100 milyon ton dolgunun 97 milyon tonu tamamlandı: Amacımız bu yıl sonunda ilk uçağı indirmek
Bakan Nebati: Enflasyon Ocak Ayında Pik Yapacak
Gıda fiyatları enflasyonu: Tarlayla market farkı 3 katı aştı​

Sign Up For Daily Newsletter

Takipte kalın! En son son dakika haberlerinin doğrudan gelen kutunuza gönderilmesini sağlayın.
[mc4wp_form]
Kaydolarak Kullanım Koşullarımızı kabul etmiş ve Gizlilik Politikamızdaki veri uygulamalarını kabul etmiş olursunuz. İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz.
Share This Article
Facebook Copy Link Print
Share
Previous Article Açık Artırmayla Uygun Fiyatlı Konut Satışları Gerçekleştirilecek

Stay Connected

235.3kFollowersLike
56.4kFollowersFollow
136kSubscribersSubscribe
4.4kFollowersFollow
- Advertisement -
Ad imageAd image

Son Haberler

Beş yıldızlı halk plajları yaza hazır!
Ekonomi Haberleri
11 Mayıs 2026
Hatayı yapan icralık oluyor! Evi boşaltmak zorunda bırakılabilirsiniz
Emlak Gazetesi
11 Mayıs 2026
Toplam ciro endeksi arttı
Ekonomi Haberleri
11 Mayıs 2026
11 yıllık inşaat şirketinden kötü haber: İflas bayrağını çekti!
Teknoloji Rehberi
11 Mayıs 2026
//

20 milyon kullanıcıyı etkiliyoruz ve gezegendeki bir numaralı iş ve teknoloji haber ağıyız

Sign Up for Our Newsletter

Subscribe to our newsletter to get our newest articles instantly!

[mc4wp_form id=”847″]

Emlak TelevizyonuEmlak Televizyonu
Bizi takip edin
© 2010 Emlak Televizyonu. All Rights Reserved.
Tekrar hoşgeldiniz!

Hesabınızda oturum açın

Kullanıcı Adı veya E-posta Adresi
Şifre

Şifrenizi mi kaybettiniz?